Şanlıurfa’nın Bozova ilçesinde bir marangoz atölyesinde yaşanan olay, sadece bir çocuğun değil, hepimizin yüreğini yakan derin bir toplumsal çürümüşlüğün işareti. Henüz 15 yaşında bir çırak olan M.K., iddiaya göre aynı işyerinde çalışan 20 yaşındaki kalfası H.A. ve bir başka çalışan tarafından elleri bağlanarak makatına yüksek basınçlı kompresörle hava sıkılması sonucu ağır yaralandı.
Çocuk önce Bozova Devlet Hastanesi’ne, ardından Harran Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk edildi. Tedavisi sürerken, onu bu hale getiren kişiler adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Adam öldürmeye teşebbüs ve canice işkence suçlamalarının tartışmasız gündeme gelmesi gereken böyle bir olayda, faillerin “hiçbir şey olmamış gibi” evlerine dönebilmesi, bu ülkenin çocuklarına nasıl baktığının acı bir göstergesi.
(Karara yapılan itiraz üzerine olayı gerçekleştiren fail tutuklandı)
Her yıl onlarca çocuk, denetlenmeyen iş yerlerinde ya hayatını kaybediyor ya da ağır istismarlara maruz kalıyor. İş güvenliği konusunda söz söyleyen çok, sorumluluk alan ise yok denecek kadar az. Bozova’da yaşanan bu olay da, sistemin nasıl çürüdüğünü bir kez daha gözler önüne seriyor.
Bu çürümenin sebepleri aslında hepimizin bildiği gerçekler:
Kent yöneticilerinin iş yerlerini yeterince denetlememesi
İş güvenliği firmalarının yalnızca “kâğıt üzerinde” denetim yapmış gibi göstermesi
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın çocuk işçiliğiyle mücadelede yetersiz kalması
Ekonomik koşullar nedeniyle çalışma hayatına sürüklenen çocuklar
Meslek liselerine bağlı mesleki eğitim öğrencilerinin yalnızca evrak üzerinde denetlenmesi
Ortada açık ve acı bir gerçek var: Çocuklarımızı koruyamıyoruz.
Bugün başını okşayamadığımız, yaralarını saramadığımız her çocuk, yarın toplumun derin yarası olarak karşımıza çıkıyor. Bu ülkenin geleceği olan çocuklar, denetimsizliğin, sorumsuzluğun ve umursamazlığın kurbanı olmaya devam ediyor.
Buradan açık bir soru yöneltmek gerekiyor:
Bu çocukların vebali kimin boynuna?
Bu soruya gerçekten cevap verebilecek bir merci var mı?
Varsa, neden bir çocuk daha hastane odasında yaşam mücadelesi veriyor?
Yoksa, bu sessizlik hepimizin suçu mu?
Bu olay unutulmamalı. Çünkü unutursak, yarın başka bir atölyede başka bir çocuğun çığlığını duymak zorunda kalırız.



















