GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanı Sayın Hasan Maral’ın “2,5 milyon dönüm taşlık arazi var, tarıma kazandıracağız” açıklaması kulağa ilk bakışta umut verici gelebilir. Ancak insan ister istemez şu soruyu soruyor: Asıl mesele gerçekten taşlık araziler mi, yoksa göz göre göre kaybettiğimiz verimli topraklar mı?
Bugün bu şehirde ve bölgede işgal edilen meralar, gasp edilen hazine arazileri, betonlaşan tarım alanları, imara açılan fıstık bahçeleri ve birinci sınıf tarım arazileri varken taşlık arazilerden söz etmek samimi gelmiyor. Çünkü kentin ve ülkenin geleceği olan bu topraklar sessiz sedasız yok edilirken, gözlerimizi başka yöne çevirmek kolaycılık gibi duruyor.
Şehrin hemen göbeğinde, Akziyaret ve Estağfurullah mahallelerinde 2012 yılından bu yana yapılmış ama bir türlü su verilmeyen sulama kanalları çürümeye terk edilmiş durumda. Kanalların etrafında tarım ürünleri boy vereceğine, betondan ve tenekeden yapılar yükseliyor. Bu manzara, plansızlığın ve ihmalkârlığın en somut göstergesi değil mi?
Asıl konuşmamız gereken; mevcut tarım arazilerini suya kavuşturmak, bu toprakları korumak ve gelecek kuşaklara aktarabilmek olmalı. Birinci sınıf tarım arazileri göz göre göre imara açılırken, “taşlık arazileri tarıma kazandıracağız” demek, sorunun özünü ıskalamaktır.
Hatta daha acı bir ihtimali de düşündürüyor: Taşlık arazilerden bahsetmek, mevcut verimli toprakları koruyamadığımızın üstü örtülü bir itirafı mı? Eğer öyleyse, bu durum yalnızca bir tarım politikası sorunu değil, aynı zamanda gelecek vizyonu sorunudur.
Toprak, bu ülkenin en stratejik varlıklarından biridir. Betonla kaplanan her tarım arazisi, sadece bugünün değil yarının da kaybıdır. Taşlık araziler elbette değerlendirilebilir; ancak önce elimizdeki bereketli toprakları kaybetmemek gerekir. Aksi halde geriye ne sulanacak tarla kalır ne de üzerinde üretim yapılacak bir gelecek…



















