20 Temmuz 2015'te Suruç Amara kültür merkezinde yapılan soykırımın üzerinden bugün tam 10 yıl geçti. Hayatların yarım kaldığı, düşlerin kanla sulandığı 20 Temmuz kanlı eylem dönümünde biz neyi hatırlıyoruz? En önemlisi, neyi unuttuk?
Saldırıdan öte sessizleştirme girişimiydi. Barışın insanlarına ve emekçilerine yapılan bilinçli bir saldırıydı! Katledilenler sadece isim ya da sayı değil birer umut ve birer direniş izi oldu.
Soruyoruz: Adalet nerede? 20 Temmuz 2025'te Suruç'ta atılan bomba patlamasında suçlu kim, suçlular kim, olayları hakim eden suçlular neden hala kayıp ve gizli?
İnsan hakları savunucuları olarak soruların yanıtlarını yalnızca mahkeme salonlarında değil vicdanlarda da arıyoruz. O gün sadece insanlar parçalanmadı, hukuka olan güven ve yaşam hakkı da hedef alındı!
Peki ne yapmalı?
Eğitimlere dahil edilmeli, devlet arşivleri açılmalı, kamuoyuna açık hale gelmelidir, eğer gizlilik perdesi aralanmıyorsa o perdede yırtılmalıdır. Adaleti engelleyen durumun bu olmadığını hepimiz çok iyi biliyor ve sessiz kalmamalıyız. Üniversitelerde tartışılmalı.
Katliamın ardından yapılan soruşturmaların siyasi baskılardan uzak, bağımsız ve evrensel hukuk normlarına uygun biçimde yürütülmesi için yapısal reformlar elzemdir ve yargı bağımsızlığı güvence altına alınmalıdır. Gerçek faillerin kim olduğu, ihmallerin nerede başladığı ortaya konmalıdır.
Unutmamalıyız ki Adaletin sesi kısılırsa haksızlıklarda büyür. Ortak ses olup hafızamızı canlı tutmalıyız. Hiçbir olaya, katliama, insanlık cinayetine sessiz kalmamalıyız, yas tutmalıyız, her yıl aynı yerde, aynı tarihte olayı kamuoyuna yansıtacak şekilde duyurmalı ve anmalıyız.
Suruç’ta yaşamını yitiren 33 genç bir ideolojinin değil aynı zamanda barışın temsilcileriydi. Anıları da öyle korunmalı ve sessiz kalmamalıyız.
Bugün bu katliama susan yarın daha çok katliamlarla karşı karşıya gelecektir. Suruç katliamı hala çözülmemiş vicdanın kanayan yarasıdır. Unutmamak gerek. Hakikat susturuldukça büyür.
Yıldızlar yoldaşları olsun, mekanları cennet olsun...
Yorumlar
Kalan Karakter: