Siyasetin dili sertleştikçe, toplumdaki güvensizlik de artıyor. Bir kesimin “bizim hırsızımız”ı akladığı, diğerinin “sizin hırsızınız”ı hedef gösterdiği bir ortamda hak, hukuk ve adalet kavramları herkes için farklı anlam taşımaya başlıyor. Bu ise ülkemizin en büyük kaybıdır.
Adalet, taraflı olduğunda adalet olmaktan çıkar. Yolsuzluklarla mücadele, adam kayırmaya göz yumulduğunda inandırıcılığını kaybeder. Topluma güven veren, güçlü devlet algısı; kimin yaptığına bakmadan yanlışa yanlış diyebilme erdemiyle mümkündür.
Kutuplaşma siyasetin gündelik kazançlarına hizmet edebilir ama ülkenin geleceğinden çalar. Hak ve hukuk evrensel değerlerdir; “bizden” veya “sizden” ayrımıyla eğilip bükülmez. Bükülmeye başladığı an, yalnızca ülkenin yılları değil; halkın umudu, gençlerin geleceği, kadınların sesi ve çocuklarımızın yarınları da yok olur.
Geleceğe güvenle bakabilmek için ihtiyacımız olan şey; ortak adalet duygusunu yeniden inşa etmektir. Siyasetin dili ne kadar yumuşarsa, toplumun vicdanı o kadar güçlenir. Unutmayalım ki hak, hukuk ve adalet herkes için aynı kapıyı açmadıkça; kaybettiğimiz yalnızca güven değil, birlikte yaşama iradesi de olacaktır.
“Adalet yoksa gelecek yoktur!”
Yorumlar
Kalan Karakter: