İnsanlık tarihi, sadece tozlu raflarda kalan bir anlatı değil; her sabah yeniden uyanan, her devirde şekil değiştiren bir hakikat mücadelesidir. Bu mücadelesinin iki ana kutbu vardır: Kendi kibrinden sahte tanrılar yaratan Nemrutlar ve hakikat uğruna ateşin bağrına gül bahçesine girer gibi yürüyen İbrahimler. Bugün ne Nemrut’un kulesi yıkıldı ne de İbrahim’in imtihanı bitti. Sadece zalimler kılık değiştirdi; haksızlıklar mülakat tutanaklarına, kayırmacılıklar ise "bizim çocuklar" edebiyatına büründü.
Liyakat Katliamı
Nemrut, sadece tarih öncesi bir kralın adı değildir. O, gücü eline geçirdiğinde vicdanını prangaya vuran, "Ben dilediğimi ezer, dilediğimi yaşatırım" diyen o karanlık egonun ta kendisidir. Bugünün Nemrutlarını tanımak hiç de zor değil: Makam koltuğuna oturduğunda halka tepeden bakanlar, liyakati çiğneyip sadakati putlaştıranlar, ehliyetli olanı kapı dışarı edip yandaşını baş tacı edenler...
Modern Nemrutlar artık sadece taştan kuleler dikmiyor; paradan, nüfuzdan ve "adam kayırmadan" örülü kaleler inşa ediyorlar. Emaneti ehline vermeyip, adaleti kendi çıkarlarına göre büken zihniyet, gücün konforuna aldanıyor. Ancak unutulan sarsılmaz bir hakikat var: Nemrut’un o devasa saltanatını koca ordular değil, topal bir sivrisinek yerle yeksan etti.
Haksızlığın Ateşinde İbrahimî Bir Duruş
Öte yandan İbrahim olmak; kalabalıkların alkışladığı zulme sırtını dönen, "Ben batanları sevmem" diyerek geçici olanın değil, ebedî olan doğruluğun peşinden gitmektir. Bugün İbrahimleşmek; haksız bir atamaya, adaletsiz bir mülakata, kul hakkı yiyen bir sisteme karşı tek başına da kalsa "Bu yanlıştır!" diyebilme cesaretidir.
Hayat bazen hepimizi bir haksızlık ateşinin içine fırlatır. İhanetler, susturulmaya çalışılan gerçekler ve ayaklar altına alınan liyakat... İşte o anlarda Nemrutlaşmak; güce tapmak, ateşe odun taşımaktır. İbrahimleşmek ise o ateşin tam ortasında, onurun ve doğruluğun serinliğine sığınmaktır. Bilinmelidir ki; ateş yakma emrini odunlardan değil, Hak’tan alır. Kalbi selim ve alnı ak olan için en harlı haksızlık bile bir "selamet" bahçesidir.
Hangi Safın Karıncasıyız?
Zulmün ateşi her devirde yükselir. Önemli olan o ateşin büyüklüğü değil, bizim hangi tarafta durduğumuzdur. Bir haksızlık karşısında başını öne eğenler, sessiz kalarak liyakatsizliğe rıza gösterenler; aslında Nemrut’un ateşine körükle gidenlerdir. Karınca misali, ağzında bir damla suyla yangına koşanlar ise tarihin şeref levhalarına adını yazdıranlardır.
Zulümle abad olanın akıbeti berbat olur.
Nemrut’un kibrinden geriye bugün sadece ibretlik bir son kaldı. Ama İbrahim’in vakur duruşu binlerce yıldır insanlığın onurunu ayakta tutuyor.
Emanetin ehline verilmediği her yer, adaletin kıyametidir. Bizim safımız bellidir; liyakatin yanında, haksızlığın tam karşısında!
Gül kaçar
Yorumlar
Kalan Karakter: