Ramazan ayı geldi; yine o bildik, mide bulandırıcı tezatlar sahnelenmeye başladı. Bir yanda beş yıldızlı otellerin "iftar menüsü" adı altında sunduğu lüks israf sofraları, diğer yanda ise market poşetinin dibini, tencerenin eksikliğini hesaplayan sessiz yığınlar. Maneviyatın doruğa çıkması gereken bu ayda, maalesef açlığı hissetmekten ziyade, tokluğu sergileme yarışını izliyoruz.
İftar mı, İhtişam Şovu mu?
Lüks restoranların yaldızlı masalarında, bir ailenin aylık mutfak masrafına denk gelen "iftar setleri" kurulurken, o sofraların etrafındakiler gerçekten oruç mu tutuyor, yoksa sadece akşam yemeğinin saatini mi bekliyor? Kuş sütünün eksik olmadığı, yarısının çöpe gideceği kesin olan o tabaklar, Ramazan’ın ruhuna indirilmiş bir darbedir.
Aç kalmanın gayesi, rızkı olmayanın halini anlamak değil miydi? Eğer siz, altın varaklı salonlarda garsona emirler yağdırırken iftar yapıyorsanız, eyleminiz ibadet değil, sadece fiziksel bir performanstır. Zengin sofrası bugün maalesef bir tefekkür alanı değil, bir statü göstergesi haline gelmiştir.
Fakir Sofrasındaki Onur, Zengin Sofrasındaki Kibir
Öte yanda, pazarın dağılmasını bekleyen, bayat ekmeği suyla yumuşatan o "fakir sofrası" dediğimiz yerlerde, aslında gerçek bir haysiyet mücadelesi veriliyor. O sofralarda çeşit az, evet; ama o sofralarda yalan yok, gösteriş yok, riya yok. Bir kase çorbayı bölüşmenin verdiği o ağır ama vakur huzur, hiçbir açık büfe ziyafetinde bulunamaz.
Zengin, fakirin halinden anlamak için oruç tutar derler; ancak bugünün dünyasında zengin, fakiri sadece bir "yardım nesnesi" olarak görüyor. Bir paket erzak verip vicdanını susturanlar, asıl büyük açlığın kendi ruhlarındaki merhamet noksanlığı olduğunun farkında değiller.
"Komşusu açken tok yatan bizden değildir" düsturu, bugün sadece duvarları süsleyen bir levha haline gelmişse, vay halimize!
Artık Silkelenme Vakti!
Ramazan bir yeme-içme festivali değildir. Ramazan, lüks iftar çadırlarında muktedirlerin birbirini ağırladığı bir protokol ayı hiç değildir.
Zengin sofrası; eğer sokağındaki açtan, apartmanındaki feryattan habersizse, o sofra manen haramdır.
Fakir sofrası; eğer çaresizliğe ve kimsesizliğe mahkum edilmişse, o toplumun vebali boynundadır.
Sofralar arasındaki uçurum derinleşirken köprü kurmayanlar, bayram sabahına sadece karınları tok, ruhları boş uyanacaklar. Gösterişi bırakıp, tabaktaki yemeği değil, yürekteki merhameti bölüşmediğimiz sürece; tuttuğumuz oruç bizi sadece halsiz bırakır, terbiye etmez.
Yorumlar
Kalan Karakter: