Takvimler yine "huzur" ve "kardeşlik" nakaratlarını fısıldıyor. Oysa 6 Şubat 2023’te saatler durduğundan beri, bu coğrafyada bayramın genzi barut değil, asbestli toz ve dinmeyen bir enkaz kokusuyla yanıyor. 2026 yılının bu bayram sabahında, parlatılmış istatistiklerin, "ihya ettik" güzellemelerinin ve lüks iftar sofralarından artan kibirli tebriklerin gölgesinde; gerçek bir insanlık dramı, modern dünyanın yüzsüzlüğüne çarpıp duruyor.
Bugün bayram; ama bu bayram, sadece bir "anma" değil, devasa bir toplumsal ikiyüzlülükle hesaplaşma günüdür.
İstatistiklerin Altında Kalan İnsan Onuru
Depremin üzerinden geçen zaman, bürokrasinin ve siyasetin dilinde bir "başarı hikâyesine" dönüştürülmeye çalışılsa da, sahadaki gerçeklik buz gibi bir beton soğukluğudur. Modern şehircilik nutukları atanların, TOKİ teslimat sayılarıyla övünenlerin unuttuğu bir şey var: Bir şehri "yapmak", oraya sadece ruhsuz beton bloklar dikmek değildir. Bayram sabahı, babasının mezar taşına "bayramlık" niyetine sarılan bir çocuğun olduğu yerde, hiçbir inşaat projesi "tamamlanmış" sayılamaz.
Toplumun geri kalanındaki o korkunç "hızlı unutma" refleksi, enkaz altında kalanların acısını her bayram yeniden katmerliyor. "Normalleşme" adı altında sunulan bu kayıtsızlık, aslında kolektif bir vicdan kararmasıdır.
Şatafat vs. Sızı: Bir yanda şatafatlı bayram sofraları, diğer yanda hâlâ bir konteynerin dar duvarları arasına bayram sığdırmaya çalışan binlerce aile... Bu uçurum, modern Türkiye’nin ahlaki fay hattıdır.
6 Şubat sonrası süreçte sergilenen o "geçici hassasiyet", yerini profesyonel bir ilgisizliğe bıraktı. Planlama hataları, denetimsizlik ve rant hırsıyla yıkılan şehirlerde, bugün bayram tebrikleri yayımlayanların samimiyeti; ancak o enkazların tozuna karışacak kadar hafiftir. Eğer bir bayram sabahı, Hatay’ın, Maraş’ın veya Adıyaman’ın mahzun sokaklarında yankılanan tek şey hâlâ o derin kimsesizlik duygusuysa; kurumsal, siyasi ve sosyal tüm mekanizmalar iflas etmiş demektir.
"Beton dökmek kolaydır; asıl mesele, o betonun altında bıraktığınız insan onurunu ve toplumsal adaleti ayağa kaldırmaktır."
Sonuç: Yarım Kalan Bir Merhaba, Yarım Kalan Bir İnsanlık
Bu bayramda "Hayırlı Bayramlar" demek, bir nezaketten ziyade bir cürete dönüşmüş durumda. Kimin bayramı? Kimin huzuru? Enkazın gölgesinde, sevdiklerinin kemiklerini arayanların mı, yoksa her şeyi bir "ihale" dosyasından ibaret görenlerin mi?
2026 Mart’ında, bizler bayramı kutlamıyoruz; bizler bayramın altında kalıyoruz. Gerçek bayram; sorumluların sadece kâğıt üzerinde değil vicdanlarda hesap verdiği, adaletin beton yığınlarından daha sağlam inşa edildiği gün gelecektir. O vakte kadar tebriklerimiz mahcup, öfkemiz diri, yasımız ise enkaz kadar ağırdır.
Gidenlerimizin aziz ruhları, bu riyakâr sessizliği her bayram sabahı bir tokat gibi yüzümüze çarpmaya devam edecek.
Gül kaçar
Yorumlar
Kalan Karakter: