Her gün yürüdüğümüz sokaklara hiç bu gözle baktık mı? Bir şehrin gerçekten herkes için eşit olup olmadığını düşündük mü? Ya da şu soruyu kendimize sorduk mu: Bir kadın için bu şehir ne kadar güvenli, ne kadar özgür?
Dünya Kadınlar Günü, kadınların eşitlik mücadelesini hatırlatan bir gün olarak her yıl karşımıza çıkıyor. Ancak bu mücadele yalnızca iş hayatı ya da siyasetle sınırlı değil. Aslında günlük hayatın büyük bölümü şehirlerde, yani kent mekânlarında geçiyor. Bu yüzden belki de sormamız gereken en temel sorulardan biri şu: Şehirler gerçekten herkes için mi tasarlanıyor?
Gece karanlığında bir sokaktan yürürken bir erkekle bir kadının hissettiği şey aynı mı? Bir kadın, bir meydanda ya da parkta gece saatlerinde rahatça oturabiliyor mu? Toplu taşıma durağında beklerken kendini güvende hissediyor mu?
Birçok kadın için bu soruların cevabı ne yazık ki her zaman “evet” değil.
Kentler çoğu zaman teknik planlarla, yollarla, binalarla ve altyapıyla konuşulur. Oysa şehirler yalnızca beton ve asfalt değildir; şehirler aynı zamanda insanların kendini güvende hissedip hissetmediği, özgürce hareket edip edemediği yerlerdir. Bu noktada şu soruyu sormak gerekir: Bir şehirde kadınlar rahatça yürüyemiyorsa o şehir gerçekten yaşanabilir midir?
Aydınlatması yetersiz sokaklar, ıssız ara yollar, güvensiz parklar ya da ulaşımı zor kamusal alanlar… Bunlar yalnızca kentsel tasarımın eksikleri midir, yoksa kadınların şehirdeki varlığını sınırlayan engeller mi?
Bir park düşünelim. O parkta akşam saatlerinde kadınlar rahatça oturabiliyor mu? Bir meydan düşünelim. Gece olduğunda orası hâlâ herkes için bir kamusal alan mı, yoksa bazıları için erişilmez bir yere mi dönüşüyor?
Belki de asıl soru şudur: Bir şehirde kadınlar sokakları ne kadar kullanabiliyorsa, o şehir o kadar mı özgürdür?
Çünkü şehirler yalnızca planlarla değil, insanların hayatlarıyla anlam kazanır. Eğer kadınlar bir kentte belirli saatlerden sonra dışarı çıkmaktan çekiniyorsa, bazı sokaklardan geçmemek için yollarını değiştiriyorsa ya da kamusal alanları kullanırken tedirgin hissediyorsa, o şehir gerçekten herkes için tasarlanmış sayılabilir mi?
8 Mart belki de tam da bu soruları sormamız gereken bir gün. Şehirlerimizi yeniden düşünmek için bir fırsat.
Peki biz kentlerimizi tasarlarken, planlarken ve yaşarken şu soruyu yeterince soruyor muyuz: Bu şehirde bir kadın gerçekten özgür mü?
Çünkü belki de bir kentin gerçek kalitesi, binalarının yüksekliği lüks olması ile değil; kadınlarının sokaklarında ne kadar özgür yürüyebildiğiyle ölçülür.
Yorumlar
Kalan Karakter: