Şanlıurfa’nın Karaköprü ilçesinde bir apartmanın 4’üncü katından düşen bir insan hayatını kaybetti. Bir ev söndü, bir aileye ateş düştü. Ambulans sirenleri, polis şeritleri, yerde yatan cansız bir beden…
Ama hemen birkaç adım ötesinde hayat hiç durmadı.
Bir fotoğraf bazen öyle şeyler anlatır ki, sayfalarca yazı yazsanız bile bunu yapamazsınız.
Bu kez fotoğrafın dili acıydı.
Sessizdi ama çok şey söylüyordu.
Bir tarafta yerde yatan bir can, diğer tarafta hiçbir şey olmamış gibi devam eden bir sofra…
Ramazan ayının maneviyatına rağmen, insanların ne kadar duyarsızlaştığına bir kez daha tanıklık ettik. Olay yerinin hemen yanında bulunan işletmede bazı kişiler, yaşananları umursamadan yemek yemeye devam etti. Ne bir duraksama, ne bir baş sağlığı, ne de insani bir refleks…
Sanki düşen bir insan değilmiş gibi.
Sanki kaybedilen bir can değilmiş gibi.
Ramazan; paylaşmanın, empati kurmanın, başkasının acısını hissedebilmenin ayı değil miydi? Açlığı sadece mideyle değil, kalple de anlamanın zamanı değil miydi? Ne yazık ki bu görüntü, maneviyatın takvim yapraklarında kaldığını; hayatın içinde ise giderek silindiğini gösterdi.
Kimse yas tutmak zorunda değil. Kimse ağlamak zorunda da değil.
Ama en azından bir an durmak, bir an susmak, bir an saygı göstermek bu kadar mı zor?
Bugün orada yerde yatan başkasıydı.
Yarın aynı yerde yatan biz de olabilirdik.
Belki de asıl mesele şu:
Bir insanın ölümü karşısında bile içimiz kıpırdamıyorsa, kaybettiğimiz şey sadece bir can değildir; vicdanımızdır.
Ve işte bu yüzden,
o fotoğrafa bakan herkes aynı cümleyi kurdu:
“İnsanlık ölmüş.”
Yorumlar
Kalan Karakter: