Hastane koridorları… Her adımda ayrı bir hikâyeye açılan, sessizliğin en gürültülü hâlini barındıran yerler. Gözünüzün önüne getirin: duvarlarında steril beyazın hâkim olduğu, floresan ışıkların altında zamanın ağır aksak aktığı o koridorları. Orada sadece hastalar yürümüyor; umut, korku, sevinç ve hüzün de adımlarını sürüklüyor.
Bir koridorun bir ucunda yeni doğmuş bir bebeğin sevinciyle gözyaşlarına boğulan bir aile, diğer ucunda yoğun bakım kapısında doktorun ağzından çıkacak tek cümleyi bekleyen yorgun gözler… Aynı çatı altında, dakikalar içinde hayatın tüm uçlarını görmek mümkün. Belki de bu yüzden hastaneler sadece sağlıkla değil, insan ruhunun tüm çıplaklığıyla karşılaştığı yerlerdir.
Orada her şey daha gerçek, daha çiğdir. Küçük bir sandalyede sabahlamış bir anne, çocuğunun uyanmasını beklerken zamana meydan okur. Bir yaşlı, damar yolu açılırken dişini sıkar ama gözlerinde geçmişin binlerce fotoğrafı gezinir. Bir başka köşede, kemoterapi odasının çıkışında başı tıraşlı bir genç kız, aynaya son defa gülümsemeyi öğrenir.
Hastane koridorları aslında bir toplumun aynasıdır. Kiminin yanında kalabalık bir destek ordusu vardır, kimi sessizce kendi savaşını verir. Bazen sessizlik bir çığlığa dönüşür; bazen de en büyük acılar göz göze gelip sadece baş eğerek paylaşılır. Orada sözcüklerin çoğu zaman hükmü yoktur; bir omuza dokunuş, bir bardak çay ya da sadece bir bakış yeter.
Çünkü hastane koridorlarında hayat kesintiye uğramaz, sadece yavaşlar. Ve o yavaşlıkta, insanların en saf hâline şahit oluruz. Maskeler düşer, roller unutulur. Orada herkes sadece insandır.
O yüzden bir gün yolunuz bir hastane koridoruna düşerse, sadece etrafa değil, kendinize de dikkatlice bakın. Belki de unuttuğunuz bir tarafınızla karşılaşırsınız.
Yorumlar
Kalan Karakter: