Ekonomi sayfalarında boy gösteren o afili grafikler, "baz etkisi" diye başlayan teknik cümleler ve üst perdeden yapılan açıklamalar... Hepsi bir yana, sokağın gerçeği bir yana. Bugün enflasyon dediğimiz şey artık sadece bir ekonomik veri değil; mutfaktaki yangın, geleceğe kurulan ipotek ve insanın her sabah uyandığında omuzlarına binen o ağır "nasıl yetecek?" kaygısıdır.
Etiketin Gölgesinde Yaşamak
Düne kadar "lüks" dediğimiz ne varsa, bugün "ihtiyaç" listesinden birer birer siliniyor. Pazar arabasının dolmadığı, market fişlerinin birer hüzünlü hatıraya dönüştüğü bir dönemden geçiyoruz. Enflasyonun en büyük tahribatı sadece cüzdanda değil, insanın haysiyetinde ve huzurunda yaşanıyor. Bir baba çocuğuna istediği o oyuncağı alırken üç kez yutkunuyorsa, bir genç arkadaşlarıyla bir bardak çay içmek için ay sonunu bekliyorsa; orada rakamlar bitmiş, insan hikayeleri başlamış demektir.
Eriyen Sadece Para mı? Hayır, eriyen zamanımız, hayallerimiz ve en önemlisi de toplumsal güvenimiz.
Küçülen Porsiyonlar: Sadece sofrada değil, hayatta da porsiyonlarımız küçüldü. Tatillerden, hobilerden, hatta kitaplardan bile tasarruf eder hale geldik.
"Alışmak" En Büyük Tehlike
Toplum olarak en büyük sınavımız, bu durumu kanıksamak. Fiyatların her gün değişmesine, kalitenin düşmesine, alım gücünün erimesine alışmak; aslında geleceksizliğe razı olmaktır. Ekonomi, sadece para yönetimi değildir; bir insanın emeğinin karşılığını alıp alamadığıyla ilgili bir adalet terazisidir. Ve bugün o terazi, ne yazık ki ciddi şekilde yalpalıyor.
Son olarak:Enflasyon geçer, rakamlar elbet bir gün dizginlenir. Ancak bu süreçte yitirilen umutları ve çalınan o güzel yılları geri getirmek, herhangi bir ekonomik paketle mümkün olmayacak. İhtiyacımız olan şey sadece düşük rakamlar değil; emeğin değer gördüğü, yarının bugünden daha pahalı olmayacağı bir güven iklimidir.
Cebimizdeki bozukluklar azalırken, içimizdeki sükunet artmıyorsa; gerçek maliyeti henüz hesaplamamışız demektir.
Yorumlar
Kalan Karakter: