Bu sabah bir habere denk geldim.
Mesleki etik ilkelerin çiğnendiği toplumsal mühendisliğin öne çıktığı, şehrin kirletildiği bir haber...
“Eyyübiye'de aşiretler arasında kavga çıktı…
Taş, sopa ve silah kullanıldı…
Büyük bir kalabalık birbirine girdi…
Polis ayırmakta güçlük çekti…
Mahallede tedirginlik yaşandı…”
Başlığı ve devamında yazanları görünce insanın aklına ne gelir?
En az üç beş ölü… Onlarca yaralı… Hastanelik olanlar…
Ama haberi açıyorsunuz: Yaralanan bile yok.
Peki o zaman bu nasıl bir dil?
Bu nasıl bir başlık anlayışı?
Bu nasıl bir sorumluluk duygusu?
Maksat haber okunsun da şehir kötülense de sorun değil zihniyeti artık gizlenmiyor. Tıklanma uğruna şehirlerin itibarı harcanıyor. Sansasyon uğruna toplumun algısı zehirleniyor.
Evet, bir kavga olmuş olabilir. Evet, polis müdahale etmiş olabilir. Ama sonuçta kimsenin burnu bile kanamamışsa, bunu adeta savaş çıkmış gibi servis etmek gazetecilik değildir. Bu, düpedüz algı mühendisliğidir.
Asayiş olayları her şehirde olur. İstanbul’da olur, Ankara’da olur, İzmir’de olur. Ama söz konusu Şanlıurfa olunca kullanılan dil bir anda değişiyor. “Aşiret”, “silah”, “büyük arbede”, “mahallede panik” gibi kelimeler özellikle seçiliyor. Çünkü dramatik duruyor. Çünkü korku satıyor.
Fakat kimse şu soruyu sormuyor: Bu şehrin imajı ne olacak?
Şanlıurfa sıradan bir şehir değil.
Peygamberler şehri.
Göbeklitepe ile insanlık tarihinin başlangıç noktası.
Her yıl yüzbinlerce turisti ağırlayan bir kültür ve inanç merkezi.
Siz bu şehri sürekli kavga, silah, aşiret çatışması başlıklarıyla servis ederseniz; dışarıdaki insanın zihninde nasıl bir tablo oluşur? Turist gelir mi? Yatırımcı gelir mi? Aileler güvenle plan yapar mı?
Gazetecilik kamu yararı gözetmek zorundadır. Olanı olduğu gibi yazmakla mükelleftir. Ne eksik ne fazla. Abartı, korku dili ve dramatizasyon gazetecilik değil; reyting arayışıdır.
Bir şehir hakkında algı oluşturmak çok kolaydır.
Ama o algıyı düzeltmek yıllar alır.
Bir kavga olmuş ve kimse zarar görmemişse, bu durum aslında güvenlik güçlerinin hızlı müdahalesinin başarısıdır. Ama bazı kalemler başarıyı değil kaosu büyütmeyi tercih ediyor.
Şehrin itibarını birkaç tık uğruna zedelemek kimseye kazanç sağlamaz. Kısa vadede okunma sayısı artar belki, ama uzun vadede kaybeden o şehir olur.
Medya, yangına körükle gitmemeli.
Medya, şehirleri itibarsızlaştırma aracı olmamalı.
Medya, gerçeği büyütmeden aktarmalı.
Çünkü gazetecilik korku satmak değil, doğruyu yazmaktır.
Ve unutulmamalıdır:
Bir şehrin imajı, manşetlerde kurulur ya da yıkılır.
Yorumlar
Kalan Karakter: