Milletin sesi, bir toplumun ortak duygu ve düşüncelerinin açığa çıkmasında en temel araçlardan biri olan basın, bugün belki de tarihinin en yalnız dönemlerinden birini yaşıyor. Yıllardır konuşan, yazan, sorgulayan biz basın mensupları; ne acıdır ki artık kendi sesimizi duyurmakta zorlanıyoruz. Çünkü biz herkesin sesi olduk ama çoğu zaman bizim sesimiz olmadı.
Basın, zor zamanlarda toplumun dayanak noktasıdır. Bu, tartışmasız bir gerçektir. Savaşta, afette, krizde, yoksullukta, adaletsizlikte ilk sahaya inen yine basındır. Kalemiyle gerçeği yazar, karanlığa ışık tutar. Gerektiğinde kalem bir kılıç gibi keskinleşir, gerektiğinde gazetecinin bedeni bir sipere dönüşür. Gücü yetenin değil, hakkı yenenin yanında durur.
Ancak iş basına sahip çıkmaya geldiğinde tablo tamamen değişir. Basın her zaman topluma dayanık olurken, toplum ne yazık ki basının dayanağı olmayı başaramaz. Maddi sıkıntılar her geçen gün daha da ağırlaşırken, sansür baskısı ve oto-sansür artık mesleğin bir parçası haline getirilmişken, gazeteciler yalnızlığa mahkûm edilir. Üstelik bu yalnızlık sadece ekonomik değil; aynı zamanda siyasal ve toplumsal bir yalnızlıktır.
İktidarlar eleştiriyi sevmez, muhalefet işine gelmeyeni görmezden gelir. Basın iki tarafa da yaranamadığı için hedef haline gelir. Kimi zaman “yandaş”, kimi zaman “hain” ilan edilir. Gerçeği yazmak, artık bir gazetecilik faaliyeti değil, cesaret meselesi olarak görülür. Oysa basının görevi taraf olmak değil, hakikatin tarafında durmaktır.
Basın mensupları, sadece 10 Ocak’ta, 24 Temmuz’da birkaç süslü cümleyle hatırlanır. “Basın demokrasinin temelidir” denir, “özverili çalışmalarından dolayı teşekkür ederiz” mesajları paylaşılır. Ama o mesajlar çok değil, birkaç saat sonra unutulur. Ertesi gün yine gazeteci yalnızdır; yine baskı vardır, yine geçim derdi vardır, yine tehdit vardır.
Basının her gün haksızlıklarla uğraştığı, maddi ve manevi yükün biraz daha arttığı bir ortamda, arkasında duracak bir toplumsal destek olmaması ayrı bir yaradır. Çünkü basın yalnız kaldıkça, toplum da karanlığa biraz daha yaklaşır. Bugün gazeteci susturulursa, yarın halk konuşamaz. Bugün haber engellenirse, yarın gerçek tamamen kaybolur.
Şu bilinmelidir: Basın özgür değilse, toplum da özgür değildir. Basın ayakta kalamazsa, demokrasiden söz etmek sadece bir ezberden ibaret kalır. Basın sustuğunda, sadece gazeteciler değil; adalet, vicdan ve hakikat de susar.
Ve belki de en acı gerçek şudur:
Basın, zor zamanlarda toplumun dayanak noktası olmaya devam ediyor.
Ama toplum, basının dayanağı olmayı hâlâ öğrenemedi.
Yorumlar
Kalan Karakter: