Yanında yetiştiğimiz, meslekte 35 yılı devirmiş duayen gazetecilerin bizlere her fırsatta hatırlattığı bir gerçek var: Haber değeri!
Bir konunun haber olabilmesi için önce değerli olması gerekir. Peki bu değeri kim, neye göre belirler? Eğer haber konusu şahıs ise ölçütü toplumdaki karşılığı ve ahlaki yeterliliğidir. Eğer bir parti ya da kurum söz konusuysa, yaptığı çalışma ve projeler üzerinden değerlendirilir.
Yani özetle: Ortada değer yoksa, ortada haber de yoktur.
Ama görüyoruz ki bugün bazıları, haberin değerini bir kenara bırakıp, sırf gündem olsun diye toplumda hiçbir karşılığı olmayan kişileri manşete taşıyor. Ahlaksızlığı, dolandırıcılığı ve çıkarcılığı meslek edinmiş kişiler, sırf etrafa para saçıyor diye “haber” diye sunulabiliyor.
Soruyorum: Eğer siz bunu haber yapıyorsanız, sizin referansınız ahlak değil; sizin referansınız çalışma, gayret, toplumsal fayda değil… sizin referansınız para, çıkar ve ahlaksızlıktır.
Sonradan, yani meslekler arası geçiş yaparak gazeteci olduğunu iddia edenlerin bunu anlamasını beklemek abes kaçar. Çünkü habercilik patates satmaya, ekmek yapmaya ya da çanak çömlek satmaya benzemez. Habercilik, topluma ayna tutmak, değerleri korumak, doğruyu yanlıştan ayırmaktır.
Unutmayalım! Herkes ya da her şey haber konusu olamaz. Haber, toplumun vicdanında karşılığı olan, ahlaka yaslanan ve fayda üreten gerçeklerden doğar.
Gerisi mi? Onlar haber değil, olsa olsa ucuz reklamdır.
Yorumlar
Kalan Karakter: