Bundan 7 yıl önce Şanlıurfa'da basın sektörünün geleceği noktayı kaleme almıştım. Kalemimin döndüğünce var olan sorunlar ve ileride baş gösterecek sorunları yazmıştım.
Şimdi haklımıyım haksızmıyım değerli okuyucularım karar versin:
16.02.2018 14:08 tarihli yazıyı buraya olduğu gibi bırakıyorum:
Şanlıurfa’da yayımlanan yerel gazeteler ve televizyon kanallarına köşemden çağrı yapmak istiyorum…
ŞANLIURFA’DA BASIN BİTME NOKTASINDA, BUNA SEYİRCİ KALMAK VİCDANSIZLIKTIR…
Şanlıurfa denince basın ve medya sektöründe onlarca gazete akla gelirdi. Bir birleşme oldu ve bu sayı 10’un altına düştü.
Bundaki amaç temelde kalite ve geliri artırma düşüncesiydi…
Gazete sayısı düştü ama bununla birlikte kalite arttı mı, orası uzun uzun tartışılacak bir konudur… Ben yaklaşık 8 yıldır bu işin içinde olan bir gazeteci (gazeteci olmaya çalışıyorum) olarak kalitenin arttığı kanısında olmayanlardanım…
Kalitenin artması adına bu mesleği icra eden biri olarak bir şey yapıldığını da sanmıyorum…
Sanmıyorum çünkü bu konuda ne gazete dernek ve cemiyetleri ne de gazete patronları bırakın elini, parmağını bile kımıldatmıyor… Herkes sanki “Gazete çıksın, başım ağrımasın, ekonomik gelirim kesilmesin yeter” der gibi kendi köşesinde çayını yudumlamakla meşgul…
Hadi, geçmişinde gazetecilik olmayan patronları ve buna rağmen gazete dernek ve cemiyet başkanı olan kişileri anlarım da geçmişi gazetecilik olan ve 20’yi aşkın yılını bu işe adayanları anlayamıyorum…
Şerefi ve haysiyeti olan kutsal bir meslek olan gazeteciliğin bu haline içleri hiç mi acımıyor?
İnsanların sağlıklı bilgi almasında en temel araç olan basının sadece kâğıttan ibaret hale getirilmesi ve mantar gibi türeyen vasıfsız, kalitesiz, rüşvetçi, emek hırsızı adına “haber sitesi” denen ve aslında haberin H’sinin olmadığı ucubelere yenilmesi, içler acısı durumu ortaya koyuyor…
Bu haber sitesi denen ucube mantarların kaçı gazeteci; kaçı haber yazmasını biliyor; kaçı meslek ilkelerini bırakın uygulamayı, ezbere biliyor?
Neyse ki bu meslek ilkelerinden gazete patronları ve gazete dernek ve cemiyet başkanları haberdarlar…
Yoksa vay halimize!
Silkelenmek lazım…
Üzerimizdeki tozu, toprağı, çamuru atmamız lazım…
Biz gazeteciyiz, en azından bunun iddiasında isek bunu yapmak zorundayız…
Gazete dernek ve cemiyetleri ile gazete patronlarının bedenini taşın altına koyması lazım…
Kaliteyi esas almaları ve bunun doğrultusunda eleman yetiştirmeleri şartını önlerine koymaları gerekiyor…
Kaliteli, kimseye muhtaç olmayan eleman yetiştirecek…
Bu elemanlar;
• Dürüm parasına haber yapmayacak…
• Gazetecilik yapacak…
Bu iki maddenin yerinin karışmaması için elemanın muhtaç olmaması gerekiyor…
Bunun yolu da elemanın hayat şartlarının iyileştirilmesinden geçer…
Asgari ücret ve bunun altında çalışan elemandan kalite beklemek, aç tavuğun buğday ambarındaki haline benzer…
Rahmetli Kemal Sunal’ın filmlerindeki memur ve işçi hallerinden farklı bir hal yaşamayan elemanın tek derdi geçim olacağı için her kapıya kafasını vuracaktır…
Bu yüzden işe onların ekonomik şartlarını iyileştirmekten başlanması gerekiyor…
Aksi halde faturalar onu, o da dürüm parasına haber kovalamayı sürdürecektir…
Bunun yanında hangi gazete, dernek, cemiyet adına ne koyarsanız koyun, şimdiye kadar mesleki bir eğitim ile mesleğe değer katmanın derdine düşülmedi…
Sözüm ona dernek başkanları, çiğköfte tepsilerini havada uçurmaktan başka ne yaptı?
Sözüm ona dernek başkanları, tepsileri yağlamaktan başka ne yaptı?
Sözüm ona dernek başkanları, tabela derneği olmaktan başka ne yaptı?
Sözüm ona dernek başkanları, tatil yapıp reklam yapmaktan başka ne yaptı?
Sözüm ona dernek başkanları, bir yerlere varmak adına elemanı kullanmaktan başka ne yaptı?
Bunları saymaya kalkarsak, sayfa yetmez…
Derdimiz büyük ama çaresi de var…
Birlikte hareket…
Gazete dernek ve cemiyetleri ile gazete patronlarını, 10 Ocak’ta birlik olmaya, tek çatı altında birleşmeye davet ediyoruz…
4 Ocak 1961 yılında gazetecilerin çalışma şartlarında önemli iyileştirmeler getiren ve sosyal haklarını güvence altına alan 212 sayılı yasa kabul edildi.
10 Ocak 1961’de Resmî Gazete’de yayınlanması üzerine 9 gazete sahibi (Akşam, Cumhuriyet, Dünya, Hürriyet, Milliyet, Tercüman, Vatan, Yeni İstanbul, Yeni Sabah), yasayı protesto etmek için 3 gün süresince gazeteleri yayımlamama kararı aldılar.
Bu gelişme karşısında, gazeteciler de 10 Ocak 1961 günü haklarına ve basın özgürlüğüne sahip çıkmak amacıyla, İstanbul Gazeteciler Sendikası binası önünde toplanarak valiliğe kadar yürüdüler.
Gazeteciler Sendikası da aynı gün yaptığı toplantıda, patronların üç günlük boykotları süresince “Basın” adlı bir gazete yayınlama kararı alarak, 11, 12, 13 Ocak 1961 tarihlerinde kendi gazetelerini çıkardılar.
10 Ocak, “Çalışan Gazeteciler Bayramı” olarak kutlanmaya başlandı.
Ancak 12 Mart 1971 askeri müdahalesinden sonra çalışanların hakları ve basın özgürlüğüne getirilen kısıtlamalara tepki olarak, 10 Ocak tarihi “bayram” olmaktan çıkarıldı ve “Çalışan Gazeteciler Günü” olarak isim değiştirdi.
Gelin bu mesleğin sorun ve sıkıntılarını 10 Ocak’ta bayram havasında birleşip çözelim…
Aksi halde itibarsız, kalitesiz bir mesleği icra edecek eleman bile bulamayacaksınız…
Yorumlar
Kalan Karakter: